sanal kumar, bahis, şans, talih oyunları ceza davaları

sanal kumar, bahis, şans, talih oyunları ceza davaları

Hukuki geçerlilik üzerinde durarak, hukukilikle ilgili farklı anlayışları ortaya koyar. Bu kapsamda hukuki pozitivizm ve tabii hukuk tartışmalarına değinilir ve adalet ile hukuk kavramı arasındaki ilişki değerlendirilir. Adalet kavramıyla ilgili adalet teorilerini de içeren anlayışlar belirtilir ve bunlarla ilgili temel problemler tartışılır. Bu çerçeve de derste; insan haklarının ahlaki- felsefi çözümlemesi yapıldıktan sonra hukuki boyutuna geçilecek ve sırasıyla; “insan haklarının tanımı”, “uluslararasılaşması”, “sınıflandırılması”, “tanınması”, “düzenlenmesi”, “sınırlandırılması” ile “ulusal ve uluslararsı mekanizmalar aracılığı ile korunması” konuları ele alınacaktır. Türk Borçlar Kanunu’nun ikinci kısmı, taraflar arasındaki özel borç ilişkilerini düzenler. Siyasi parti ve profesyonel spor kulüplerinde aktif görevde bulunmamalı, ticari bir kuruluşun danışma veya yönetim kurulunda görev almamalı, kişi ve kurumlardan hediye, maddi çıkar sağlamamalıdır.

Daha sonra, yasama meclisi üyelerinin hukukî durumlarına geçilmekte ve bu başlık altında, milletvekili seçilme yeterliliği, milletvekilliği sıfatının kazanılması, milletvekilliğinin düşmesi, milletvekili dokunulmazlığı kurumlarıyla, milletvekillerinin malî statüleri ele alınmaktadır. Bu derste güdülen esas amaç, öğrencilere yasama organının oluşumu ve işlevleri hakkında ayrıntılı bilgi vermektir. Bu bağlamda, anılan derste parlamento kavramının doğuşu ve gelişimi ele alınmakta ve günümüz demokrasilerinde parlamentonun rolü üzerinde durulmaktadır. Disiplin cezalarının denetim mercii olan AYİM’nin yapısı ve işleyişindeki aksaklıklar, 5982 sayılı Kanun hükümleri de göz önüne alınarak giderilmelidir. Bu kapsamda, öncelikle Başsavcılık düşüncelerinin taraflara tebliği sağlanmalıdır. Her ne kadar    AİHM Hüsnü Yavuz/Türkiye kararında AYİM’de görevli subay üyelerin bağımsızlığını Sözleşmeye uygun bulmuş ise de, subay üyelerin görevleri sonunda tekrar TSK kadrolarında görev yapacakları dikkate alındığında bu durum davacılar üzerinde ciddi endişe kaynağı olmaktadır. Kanaatimizce AYİM’de görevli subay üyeler ya kuruldan çıkarılmalı ya da bir daha idareye dönmeyecek şekilde emekli olana kadar atanmalıdır. AYİM uygulamalarında disiplin cezalarının konu unsuru yönünden denetim, aslında disiplin cezası olmayan idari uyarı yazılarının disiplin cezası kabul edilerek kayıtlara geçirilmesi işlemlerinde ortaya çıkmaktadır. AYİM bir kararında; uyarı yazının disiplin cezası olarak kabul edilebilmesi için içeriğinde, öncelikle amir tarafından disiplin tecavüzü oluşturduğu değerlendirilen eylemin işlendiği yer ve zamanın maddi olarak belirtilmiş olmasını, bunun yanı sıra cezalandırma iradesinin açıkça ifade edilmiş olmasını aramıştır[777]. İdarenin, hizmet görülürken, denetim ve gözetim yükümlülüğü cümlesinden olarak, ajanlarını ikaz ve gerektiğinde cezai işlem yapma yetkisine sahip olduğu; bu meyanda, amirin disiplinin sağlanması ve korunması için zaman zaman personelini tenkit ve muaheze edebileceği veya uyarabileceği izahtan varestedir. Söz konusu işlemler, yazılı veya sözlü olabileceği gibi, konusu veya öznesi itibariyle genel veya özel nitelikte de bulunabilir. Yargı denetimine açık olan disiplin cezalarında dava açma süresi, diğer idari işlemlerde olduğu gibi yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 gündür.

Fıkrasında sınırlanan sadece din ve inancı açıklama özgürlüğüdür. Her üç maddenin ikinci fıkrasında belirtilen özel sınırlama sebeplerinden millî güvenlik kavramından hareketle yükümlü askerlerin özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme hürriyeti alanlarını sınırlanabileceği düşünülebilir ise de, bu sınırlama hem geçici, hem de dolaylıdır. Uyarı, izinsizlik ve aylık kesilmesi cezalarının infaz şekilleri dikkate alındığında, bunların AİHS’nin 3. Maddesini ihlal edici bir yönü bulunmadığı hemen anlaşılmaktadır. Diğer cezalar ve yürürlükten kalkmış olmakla birlikte Katıksız hapis cezası yönünden ise konuyu irdelemek gerekir. Yargıtay, çocuğun gayri sahih nesepli olarak babasına mirasçı olması konusunu incelerken AİHS’nin varlığını dikkate almış[476], Türkçe bilmeyen sanıkların sorguları için temin edilen tercüman ücretinin yargılama gideri olarak sanıklara yükletilmemesi konusunu incelerken AİHS’nin kanun düzeyinde olduğunu belirtmiştir[477]. Akıllıoğlu da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “anayasal değer”de, hatta “anayasa üstü” konumda olduğunu düşünmektedir. Yazara göre, Anayasanın eksenini oluşturan “insan haklarına saygı” ilkesi sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin değil, fakat bütün uluslararası insan hakları normlarının anayasal değerde sayılmasını zorunlu kılmaktadır[472]. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türkiye tarafından usûlüne göre onaylanıp yürürlüğe konulmuş bir milletlerarası andlaşmadır. Maddesine[464] göre ise, usûlüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

Askerlik hizmetinin gerekleri gözetilerek hem idari hem de ceza hukuku alanında özel yasalar yürürlüğe konulmuş,  bununla da yetinilmemiş, askeri suçlar, disiplin suçları ve idari işlemlerle ilgili özel görevli askeri mahkemeler kurulmuştur. Ana Statü’de[98] TFF, “özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip özel bütçeli özerk bir kuruluş” olarak tanımlanmaktadır[99]. TFF’nin, primler dahil bütçe dışı yapacağı giderlere ve yatırımlara ilişkin usul ve esaslar, Genel Kurul onayı ile belirlenmektedir. GSGM tarafından spor kulüplerine veya kamu kurumu veya kuruluşlarına protokol karşılığında devredilen, kiralanan veya süreli intifa hakkı tesis edilen spor tesislerine ait protokol tribünlerinin kullanılmasında kişi sayılarının belirlenmesi ve protokol yönlendirmesi GSGM talimatlarına göre İl ve İlçe Müdürlükleri tarafından yapılmaktadır. Türkiye futbol liglerinin isim haklarından elde edilen gelirlerin %35’i üçüncü lig, %25’i ikinci lig kulüplerine seyyanen (eşit olarak) dağıtılmaktadır. Geriye kalan %40’lık kısım ise, TFF payı kesildikten sonra Süper Lig’e katılan kulüplere yine seynanen (eşit olarak) dağıtılır.

Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. Maddesinde düzenlenen hakaret suçunun düzenlendiği maddenin 3. Fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan nitelikli hallerini inceleyecek, suçun bu bentlerde belirtilen nitelikli hallerinin “sosyal medya” üzerinden işlendiğinin iddia edildiği durumlarda görevli ve yetkili mahkemenin neresi olması gerektiğini açıklayacağız. Çıkar amaçlı suç örgütleri ile ilgili Maddi Ceza Hukuku ve İnfaz Hukukunu ilgilendiren düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; bu düzenlemeler, hem cezalandırma ve hem de cezaların infazı yönünden “şahsilik” ve “öngörülebilirlik” ilkelerine aykırı uygulamalara sebep olmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun; 6/1-j hükmünde “örgüt mensubu suçlu” tanımına yer verildiği, 58/9 hükmünde örgüt mensubu suçlular hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin (yani 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.108’in) uygulanacağının düzenlendiği, 220. Maddesinde ise örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işleme, üyesi olmadığı örgüt adına suç işleme ve hiyerarşik yapısına dahil olmadığı suç örgütüne yardım etme kavramlarının kullanıldığı ve ceza sorumluluğunun belirlendiği görülmektedir. Buna karşılık; 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m.107/4’de, örgüt kurma, yönetme ve örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan mahkumiyet halinde koşullu salıverilmenin tatbiki düzenlenmektedir.

  • (7) Uzlaştırıcı, yaptığı işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı müdahalelerinibelirten bir raporu on gün içinde ilgili Cumhuriyet savcısına sunar.
  • Derslerde ulusal ve uluslararası yargı kararları çerçevesinde bu hukuk dalının bugün itibarı ile geldiği yer ve geleceğe yönelik olarak taşıdığı potansiyel tartışılacaktır.
  • [95]  “Bir fiil toplu erbaş ve er karşısında yapılmış sayılarak kanunun bu kayıt ile takyit ettiği hükümlerin tatbiki için amir veya mafevk ile failden veya şeriklerden başka askeri hizmet maksadıyla toplanmış en az yedi askeri şahsın bulunması şarttır” (AsCK. m.14).

TNT Gönderinin verilmesinden önce yapılmış herhangi bir Ücret veya Hizmet teklifi ile ödeyen tarafa fatura edilen Ücretlerde ortaya çıkan farklılıklardan sorumlu değildir ve bunlar nedeniyle hiçbir düzeltme, iade veya ödeme yapılmayacaktır. Uygulanan Ücretler; Taşıma Ücretleri de dahil olmak üzere TNT tarifelerinde belirtilen ve TNT'nin Ücretleri zaman zaman ve bildirimde bulunmaksızın revize etme hakkına tabi olarak, ilgili bir TNT taşıma hizmetleri sözleşmesinin yapıldığı zamanda geçerli ve yürürlükte olan Ücretleri ifade eder. Bu derneklerin para, mal ve haklarının tasfiye ve intikal işlemlerinin tamamlanmasını müteakip tasfiye kurulu tarafından durumun yedi gün içinde bir yazı ile dernek merkezinin bulunduğu yerin mülki idare amirliğine bildirilmesi ve bu yazıya tasfiye tutanağının da eklenmesi zorunludur. Madde 80- Sandığın bağlı olduğu derneğin genel kurulu, yönetim kurulu veya denetim kurulu, sandığın denetimini her zaman yapabilir. Dernek ve sandık denetim kurulları en az yılda bir kez olmak üzere sandık hesap ve faaliyetlerinin denetimini yapmakla görevli ve yetkilidir . Denetim sonuçları bir rapor halinde sandık genel kurulu ve toplandığında dernek genel kuruluna sunulur. A) Karar, dernek yönetim kuruluna ve lokal müdürüne tebliğ edilir kararın uygulanması için iki günden fazla olmamak üzere süre verilir. Tebliğde dernek yönetim kurulu başkanı veya görevlendirilecek yönetim kurulu üyesi ile lokal müdürünün, mühürlemenin yapılacağı sırada hazır bulundurulması gerektiği de belirtilir. Madde 60- Her dernek lokaline, yönetim kurulu kararıyla sorumlu bir müdür tayin edilerek mülki idare amirine bildirilir. Sorumlu müdür, dernek lokalinin mevzuata ve ruhsata uygun olarak işletilmesinden sorumludur. Sorumlu müdür değişikliği, onbeş gün içinde mülki idare amirliğine bildirilir.

Yukarıdaki fiillerin kasıtlı olarak iş­lenmesi halinde bu suçları işleyen memurlara aylıktan kesme cezası verilebilir[195]. Suçun maddi unsuru, meslek kuruluşlarına, izin verilmeyen derneklere veya spor kulüplerinin faal üyeliklerine girmektir. Maddede neticeyi meydana getirmeye elverişli üç hareket gösterilmiştir. Bu hareketlerden birinin yapılmasıyla suç oluşabilmektedir. Suçun maddi unsuru, hizmete mahsus eşyayı özürsüz kaybetmek veya harap olmasına sebebiyet vermektir. Kaybedilen veya hasara uğrayan eşya “hizmete mahsus” eşyalardan olmalıdır. “Hizmete mahsus eşya” tabirinden askerlik amaç ve menfaatlerine tahsis edilmiş eşyayı anlamak gerekir. Uygulamada genellikle “askeri eşya” tabiri kullanılmaktadır. Hangi eşyaların askeri eşya olduğunu açıklayan bir hüküm bulunmamakla birlikte, hizmetin ifası bakımından tahsis edilen tüm eşyaları anlamak gerekir[132]. Failin, hizmetin aksamamış olması koşuluyla[111] askeri hizmete ilişkin olarak, amiri tarafından sorulan sorulara bilerek doğru yanıt vermemesi bu suçun maddi unsurunu oluşturur[112]. Örneğin, izne gitmiş olduğu halde izne gidip gitmediği sorulduğunda gitmediğini söylemek gibi[113].

B) Sanık sayısının çok fazla olması durumunda, sanıkların bir kısmınınduruşmanın bazı oturumları ile ilgileri bulunmuyor ise duruşmanın buoturumlarının, yokluklarında yapılmasına mahkemece karar verilebilir. Ancak, busanıkların yokluklarında yapılan oturumlarda kendilerini etkileyen bir hâlortaya çıktığı takdirde buna ilişkin söz ve işlerin esaslı noktaları sonrakioturumlarda kendilerine bildirilir. Ancak, daha öncesorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet kararı verilemez. (4) Bu işlemler sırasında sanığın müdafii veya kanunî temsilcisi veyaeşi hazır bulunabilir. Gerektiğinde, mahkemece barodan bir müdafigörevlendirilmesi istenir. (2) Gaip hakkında duruşma açılmaz; mahkeme, delillerin ele geçirilmesi veyakorunması amacıyla gerekli işlemleri yapar. (3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesindensonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşıkanun yollarına başvurma.

Ceza verilen personel için uygun bir yatma yeri tahsis edilir. Tatil günlerinde cezanın yerine getirilmesine ara verilir. Cezanın yerine getirilmesi sırasında, hizmete ilişkin hâller hariç, günde toplam bir saati geçmemek üzere ziyaretçi kabul edilebilir. İslâm Hukuku, Müslüman toplumlarda hayatın doğal akışı ve İslam dinini ana ilkeleri ışığında geliştirilen hukuk düşüncesini ve bunun uygulamaya yansımasını ele alan bir disiplrokubet. Klasik adlandırması fıkıh olan bu ilim dalında ibadetlerden sonra kamu yönetimi, devlet ve devletler arası ilişkiler, kişiler, aile, miras, borçlar, ticaret, eşya, arazi ve ceza hukuku gibi hukukun alt dalları ayrı başlıklar altında ele alınır. Bu ders ile İslâm hukukunun ortaya çıkışı, kaynakları, genel yapısı ve alt dalları, doktrin ve uygulama hakkında öğrencinin temel bilgileri edinmesi, hukuk düşüncesinin tarihsel süreçte Müslüman toplumlardaki gelişim seyri hakkında fikir sahibi olması ve böylece modern hukuk biliminde mukayese ve analiz mantığının güçlenmesi hedeflenmektedir. Roma hukuku, genellikle Roma şehrinin kuruluş tarihi olarak kabul edilen M.Ö. 565 yılında ölümüne kadar geçen süre içinde Roma’da ve Roma egemenliği altındaki ülkelerde uygulanmış olan hukuktu. Ancak bu dönemden sonra da Roma hukuku hemen hemen tüm Kıta Avrupası ülkelerinde, 19. Yüzyıldaki kanunlaştırma hareketlerine kadar etkinliğini sürdürmüştü.

İnfazın hükümlünün istemi üzerine ertelenmesi müessesesi, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 17. Maddeye göre; kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, cumhuriyet başsavcılığınca her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki yıl süre ile ertelenebilir. Erteleme, hükümlünün güvence göstermesine veya uygun görülecek başka bir koşula da bağlanabilir. Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olanlar, mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler ile disiplin veya tazyik hapsine mahkum olanlar, infaz ertelemesinden faydalanamazlar. Maddesi Kanunun amacını; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemek” olarak öngörmüştür. Kanunun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. Fıkrasında; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” diyerek, ceza hakiminin ceza takdir yetkisi için genel bir çerçeve belirlemektedir. Nihayet TCK m.61 ila m.63’de cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından uygulanacak kurallar yer almaktadır. Bu yazımızda; kolluk görevlileri tarafından Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatı olmaksızın ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. Maddesi uyarınca verilmiş teknik araçlarla izleme kararı olmaksızın, suç şüphesi altındaki sanığa kameraların yakınlaştırılması, belli bir yere odaklanma özellikleri de kullanılmak suretiyle MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) kameraları aracılığıyla izlenmesi ve delil toplanması, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırılığı kaleme alınmıştır.